Hangi Hesaplar Genellikle Borç Verir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden
İstanbul’un kalabalık caddelerinde, kafelerde ve otobüslerde, özellikle de işyerlerinde insanlar arasında bir değişim görmek zor değil. İhtiyaçlar, birikimler, borçlar ve ekonomik eşitsizlikler, her zaman toplumun bir parçası olmuş ve bu durum çoğu zaman toplumsal cinsiyet, sınıf farkları ve çeşitlilikle bağlantılı olarak kendini gösteriyor. Bu yazıda, “hangi hesaplar genellikle borç verir?” sorusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden inceleyeceğim.
Hangi Hesaplar Genellikle Borç Verir? Ekonomik Eşitsizliklerin Temelleri
Hangi hesapların borç verdiğini anlamak için önce toplumsal yapının temellerine inmek gerekiyor. İstanbul’daki bir kafenin köşesinde otururken, yanımda çalışan birkaç arkadaşın ekonomik durumlarını konuştuklarını duydum. Kadın, erkek, genç, yaşlı fark etmeksizin herkesin farklı ekonomik deneyimleri, finansal borçlanma şekilleri var. Ancak borç veren ve borç alan arasındaki ilişki, çoğu zaman sosyal sınıf, cinsiyet ve etnik köken gibi faktörlerle şekilleniyor.
İstanbul’daki toplumsal yapıda, borç verenlerin çoğunlukla güçlü ekonomik bağları olan, finansal anlamda istikrarlı ailelerden veya işyerlerinden gelen insanlar olduğunu gözlemliyorum. Yani, genellikle “borç veren hesaplar”, maddi olarak güçlü ve çoğu zaman ataerkil yapılarla desteklenen gruplardan geliyor. Bu hesaplar, ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesine neden oluyor. Örneğin, daha az gelir düzeyine sahip bir grup, borç verme gücüne sahip olmuyor. Aksine, bu gruptaki bireyler genellikle borç alan taraf oluyor.
Toplumsal Cinsiyetin Rolü: Kadınlar ve Borçlanma
Kadınların, özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde, hem ailevi hem de iş hayatında çok sayıda engelle karşılaştığına sıkça şahit oluyorum. Kadınların finansal bağımsızlıkları, toplumsal cinsiyet rolleri ve normlar tarafından genellikle kısıtlanır. Kadınların ekonomik kararlarını genellikle erkekler verirken, borçlanma ve borç verme konusunda da aynı farklar ortaya çıkıyor.
Toplumda, kadınların genellikle daha az gelir elde ettiği ve iş gücüne katılım oranlarının düşük olduğu bir gerçek. Bu da onları borç almak zorunda bırakıyor. Birçok kadın, işyerinde ya da evde toplumsal rollerine uygun şekilde para kazanma şansı bulamıyor. Sokakta gördüğüm bir kadının “kredi kartımı ödeyemedim, borçlarım birikmiş” dediği bir sohbet, borçlanma meselesinin kadınlar açısından nasıl daha derinleşebildiğini gösteriyor. Kadınlar, borç verirken genellikle toplumdaki ataerkil hiyerarşiye göre “daha az güçlü” bir konumda oluyor. Bu da onları borç veren değil, borç alan taraf yapıyor.
Çeşitlilik ve Borçlanma
İstanbul’un çeşitliliği, ekonomideki farklı dinamikleri de gözler önüne seriyor. Farklı etnik kökenlerden gelen bireylerin ekonomik hayatı, çoğunlukla ayrımcılıkla şekilleniyor. Birçok göçmen, ekonomik olarak daha zorlu koşullarda yaşıyor ve iş bulmakta zorlanıyor. Bu durum, borçlanma alışkanlıklarını ve borç veren kişilerin kimler olduğunu da etkiliyor.
Bir arkadaşım, Suriyeli bir ailenin yaşadığı ekonomik zorlukları anlatıyordu. Aile, çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için büyük şehirde yaşamaya çalışırken, birçok kez borç almak zorunda kaldı. Ancak bu borçları geri ödeme konusunda sıkıntılar yaşadılar. Bu, borç veren ve borç alan arasındaki ilişkiyi, etnik köken ve göçmen olmanın etkisiyle daha da karmaşık hale getiriyor. Çeşitli gruplar arasındaki ekonomik eşitsizlik, borçlanmayı daha da zorlaştırıyor.
Sosyal Adalet ve Borçlanma: Eşitsizliklerin Derinleşmesi
Sosyal adaletin eksik olduğu toplumlarda, borç verme ve alma ilişkileri adaletsiz ve hiyerarşik bir hal alır. Birçok kişi, genellikle sosyal güvenlik sisteminden ve ekonomik yardımlardan yoksundur, bu da onları borç almaya daha fazla zorlar. Gençlerin ve dar gelirli grupların borçlanma alışkanlıkları, büyük ölçüde bir “hayatta kalma” stratejisi haline gelir.
Geçtiğimiz hafta, sokakta genç bir çiftin arasında geçen bir diyalogu duydum. Çift, ev kiralarını ödeyemedikleri için, ailelerinden borç almaya karar vermişti. Ancak erkek, kadınla daha fazla borç almak istemediğini ve “ailelerinize yük olmamak lazım” dediğinde kadın, derin bir sessizlik içinde gözlerini yere indirdi. Bu tür diyaloglar, toplumsal adaletin ve eşit fırsatların eksikliğini gözler önüne seriyor. Borç almak ve borç vermek, toplumsal yapıya ve güce göre şekilleniyor. En güçlü ve en ayrıcalıklı gruplar, en fazla borç veren kişiler olurken, dar gelirli ve dezavantajlı gruplar sürekli olarak borç almak zorunda kalıyor.
Sonuç: Borç Verme ve Almanın Toplumsal Boyutları
İstanbul’da sokakta, toplu taşımada, işyerinde gözlemlediğim her bir sahne, borç verme ve borç alma ilişkilerinin aslında toplumsal yapılarla şekillendiğini gösteriyor. Hangi hesaplar genellikle borç verir? sorusunun cevabı, ekonomik eşitsizliklerin, toplumsal cinsiyet rollerinin, çeşitliliğin ve sosyal adaletin ne kadar yerleştiğine bağlı olarak farklılık gösteriyor. Güçlü, ayrıcalıklı ve iktidarda olanlar borç verirken, dezavantajlı gruplar sürekli olarak borç almak zorunda kalıyor.
Sosyal adaletin sağlanmadığı bir dünyada, borçlanma sorunu bir yandan ekonomik eşitsizlikleri pekiştiriyor, diğer yandan toplumsal cinsiyet, etnik köken gibi faktörlerle birleşerek bu eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Sonuç olarak, borç verme ve borç alma ilişkilerinin, toplumda güç, sınıf ve kimlik dinamikleriyle ne kadar iç içe geçtiğini bir kez daha anlıyoruz.