Yardımseverin Eş Anlamlısı Nedir?
—
Bir Günün Başlangıcı: Umut ve Yardımseverlik
Kayseri’de, içimi ısıtan, hafif bir sabah rüzgarıyla uyanırken ilk hissettiğim şey yalnızlık oldu. Gözlerimi açtığımda, evin her köşesinde derin bir sessizlik vardı. O an, hayatıma dair ne çok şey düşünüyordum ama bir yandan da bu yalnızlık hissine alışmıştım. İnsan bazen yalnız kalmalı, diye düşündüm. Ama yalnızlık da her zaman boşluk bırakmaz, bazen içini yeni duygularla doldurur.
Saat 09:00 civarındaydım. Yağmur çiselemeye başlamıştı ve pencerenin önünde oturmuş, dışarıyı izliyordum. Bir süre sonra aklımda beliriveren tek bir soru vardı: Yardımseverin eş anlamlısı nedir?
Hepimiz bir şekilde yardım ederiz, değil mi? Kimisi birine yiyecek verir, kimisi bir arkadaşı için bir iyilik yapar, kimisi ise bir gülüşle başka birini mutlu eder. Peki, bu kadar farklı yollarla yardım ederken, bir insan gerçekten “yardımsever” olabiliyor mu? Yoksa yardımseverlik, bir takım toplumsal kalıplara uymaya çalışan bir etiket midir?
Bu sorunun cevabını düşünürken, bir an önce çıkıp yürümek ihtiyacı hissettim. Kendimi dışarı atmak istedim. Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, yolda gördüğüm insanlar bana hep bir şeyler hatırlatıyordu: Kimi hızlı adımlarla, kimi yavaşça yürüyordu ama hepsinin bir amacı vardı. Ama benim amacım, sadece kafamdaki o soruyu çözmekti.
—
Bir Kayıp ve Bir Arayış
Bir süre sonra, bir parkın kenarına geldim. Yağmur biraz daha hızlandı. Kalbimde bir ağırlık vardı, çünkü annemi kaybettiğim o günü hatırladım. Herkesin “yardımsever” olduğunu düşündüğü zamanlarda, annemin yardım etme şekli farklıydı. Ne yardım istediğimizin ne de nasıl yardım edeceğimizin bir önemi yoktu. Yardım, onun için bir eda değil, bir içsel zorunluluktu. O, yardım etmeyi adeta bir yaşam biçimi haline getirmişti.
Bir sabah, evin önünde terkedilmiş bir köpek bulduğunda bana ne demişti hatırlıyorum: “İçimizdeki sevgi birikmişse, dışarıya da mutlaka bir şeyler dökülür. Bu köpeği alıp, ona bakmalıyız.” O günden sonra, köpeğimizin adı Bana oldu ve evimizin bir parçası gibi oldu. Annemin yardımseverliği, sadece büyüklere değil, bir hayvana bile şefkatli ve ilgili olmaktı. Onun “yardımsever” tanımını keşfettim, ama ben tam olarak ne anladım, bunu bilmedim. Yardımseverlik, sadece birine yardım etme isteği miydi, yoksa birini sevmenin doğal sonucu muydu?
Bir gün, annem bana bir hikâye anlatmıştı: “Bir köyde insanlar, birbirlerine yardımlaşarak yaşamışlar. Ancak, her biri diğerinden farklı bir şekilde yardım ediyordu. Birinin yardımı yiyecek, diğerinin yardımı bir dua, bir başkasının yardımı ise bir gülüş oluyordu. Ama köydeki en değerli insan, yardımseverliği herkese gösteren kişiydi. Çünkü o, her türlü yardımda bulunmuş ve her biriyle eşit ölçüde ilgilenmişti.”
Bu hikâye, o an zihnimde bir ışık yaktı. Yardımseverlik sadece “yardım etmek” değil, içsel bir duygu ve aynı zamanda bir başkası için kendini adama arzusuydu. Yardımseverin eş anlamlısı: Feda etmek.
—
Feda Etmenin Gücü
O gün, parkta bir süre daha yürüdüm. Aklımda deli gibi dönüp duran bu soruya dair bir şeyler bulmam gerekiyordu. Yavaşça kafamda çözüme yaklaşırken, parktaki çocukları görmeye başladım. Bir grup çocuk, yağmur altında ıslanmış bir kediye yardım ediyordu. Onların o anki yardımseverlikleri, bana yardımseverin aslında ne olduğunu daha net bir şekilde anlatıyordu. Yardım etmek sadece bir “gerekli” değil, bir insanın doğal haliydi.
Bir kadın, çocuğuna parkta su içirmesi için yardım ediyordu. Genç bir adam, yaşlı bir kadına taşınmasına yardım ediyordu. Ve parkta, hiç tanımadığım biri, yalnızca gülüşüyle insanlara iyilik yapıyordu. Her birinin içinde, o anda “yardım etme” gereksinimi vardı. Kimi bunu sevgiyle yapıyor, kimi ise bir görev olarak. Ama fark etmiyorduk, belki de “yardım etme” eylemi, en çok kendisini yardım edenin içindeki boşlukları dolduruyordu.
Bu an, bana her şeyin daha berrak göründüğü, adeta aydınlık bir anı hatırlattı. Annemin öğrettiği şeydi bu: Yardım etmek, bir şeyleri feda etmek demekti. Bir parça zamanını, bir parça enerjini ya da bir gülüşünü… Her bir şeyin karşısında, yardımseverin içsel olarak kendini bir nebze de olsa kaybetmesi vardı. Ama kaybolan neydi? Yardım etmek, aynı zamanda birine kendini adamaktı.
—
Sonuç: Yardımseverin Eş Anlamlısı
O gün sabahki sorumu net bir şekilde cevapladım: Yardımseverin eş anlamlısı nedir?
Yardımseverlik, fedakârlıktı. Ve bu, hiçbir şey karşılık beklemeden, sadece birinin iyiliği için yapılan bir harekette saklıydı. Yardımsever olabilmek, sadece başkalarına iyilik yapmak değil, aynı zamanda onları sevmekti. Feda etmek, bazen zor olsa da, insanın ruhunun derinliklerine dokunarak ona daha fazla şey öğretir.
Kayseri’nin sokaklarında yürürken, hala annemin sesini duyabiliyorum: “Her birini sev, yardım et, feda et.” Yardımsever olmak, belki de hayatımızı zenginleştiren en kıymetli deneyimdir. Hem başkalarına hem de kendimize yaptığımız bir armağandır. Yardımseverlik, bir insanın diğer insanla olan bağlarını derinleştirir; biz de başkalarına yardım ederek, aslında içsel yolculuğumuzu da tamamlamış oluruz.
—
Hayatımda yardımseverliğe dair öğrendiğim en değerli şeylerden biri şu oldu: Yardım etmek, bazen sadece bir başkasına değil, kendine yapmaktır.